Hot!

Şah-ı Nakşibend Hazretleri


Şah-ı Nakşibend Hazretleri
Şah-ı Nakşibend Hazretleri'nin Kasr-ı Arifan'daki türbeleri. Özbekistan'ın Buhara şehrindedir.

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, orta boylu, mübarek yüzü değirmi olup, yanakları kırmızıya yakın idi. İki kaşı arası açık. gözleri sarı ile kestane rengi karışımı olan elâ renginde idi. Sakalının beyazı siyahından çok idi. Ne hızlı, ne de yavaş yürürdü. Konuşmaları Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) konuşması gibi tane tane idi. Konuştuğu kimseye yönünü dönerek konuşurdu. Kahkaha ile gülmez, tebessüm ederdi. Kimseyi küçük ve hakîr görmez, dâima güler yüzle karşılardı. Ancak celallendiği zaman kaşlarını çatardı. Bu zamanda heybetinden karşısında durulmaz olurdu. Şemaili, birçok bakımdan Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v.) benzediği gibi, işleri ve bütün hareketleri sünnet-i seniyyeye uygun idi.

Talebelerinden Alâeddîn-i Attâr Hazretleri hocasını şöyle anlatır:

Hâce Behâeddîn Nakşibend Hazretleri o derece fakir idi ki, evlerinde kış günleri namaz kılmak için yere eski bir kilim serip, onun üzerinde namaz kılarlardı. Maişet ve geçimlerine bir çekirdek bile haram karıştırmazlardı. Kendilerinin ve aile efradının helâl yemesine çok dikkat ederdi. Şüphelendiği herhangi bir şeyden uzak dururlardı. "İbâdet on kısımdır. Dokuzu helâl rızık aramaktır. Diğer kısmı sâlih ameller ve ibâdetlerdir." hadîs-i şerifini bildirirlerdi.

Fakir olmalarına rağmen, lütuf ve keremleri bol olup, cömert idiler. Bir kimse bir hediye getirse, mümkünse getirilen hediyenin iki misli kıymetinde bir hediye ile mukabele ederdi. Tanıdığı veya tanımadığı bir kimse evlerine ziyarete gelse, güler yüzle karşılar, nezâketle yol gösterir, evde ne bulunursa ikram ederlerdi. Müsâfirlerine bizzat kendisi hizmet ederdi. Eğer ev soğuk olursa, kendi giyeceğini ve yatağını müsâfire verirdi. Mîsâfirin hayvanı varsa, yemini ve suyunu verirdi. Nafakasını çalışarak temin ederdi. Bunun için eker, biçerdi. Bir miktar arpa, biraz da hayvan yemi eker kaldırır, bununla geçinirdi. İşinde bizzat kendisi çalışır, bütün işlerini kendi görürdü.

Yemek yerken; "Sofra başında kendinizi Allâhü Teâlâ'nın huzurunda biliniz. Onun verdiği nimeti yediğinizi unutmayınız." buyururdu. Bir yemek gafletle, Öfkeyle veya zorla pişirilse, o yemekten yemez, yedirmezdi.


Şah-ı Nakşibendi Hz. (K.S.) buyurdular ki;

“Bizim yolumuz, Allahü teâlânın gösterdiği kurtuluş yoludur. Çünkü bu yol, sünnete uymak ve Eshâb-ı kirâma tâbi olmaktır. İşte bu sebeple, bizim yolumuzda, az zamanda çok kazanç elde edilir.”

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.