Hot!

Oruç tutmak kimlere farzdır? Ve oruca dair çeşitli hükümler

Oruç tutmak kimlere farzdır?
Oruç tutmak kimlere farzdır?



Orucun farz olmasının şartlarını 3 maddede toparlayıp izah edebiliriz:

1. Müslüman olmak.
Ramazan ayında oruç tutmak Müslüman'a farzdır. Gayr-i müslimler İslâm'a ait emir ve yasaklarla mükellef bulunmazlar. Sonradan İslâm'a girince geçmiş yıllara ait namaz ve oruç gibi ibâdetleri kaza etmeleri de gerekmez. Hanefîlere göre gayr-i müslimin âhiret azabı, temeldeki küfrün cezasıdır.

Ramazan ayı içerisinde Müslüman olan kimse, geride kalan günlerin orucunu tutar. Geçmişe ait günahları affedilir. Nitekim Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmuştur: "(Resulüm!) İnkâr edenlere söyle ki: Eğer (sana düşmanlıktan) vaz geçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır." (S. Enfal, 38)

2. Erginlik çağında ve akıllı olmak.
Çocuğa, akıl hastasına, baygın kişiye veya sarhoşa oruç tutmak farz değildir. Bunlar oruç tutmaya ehil olmadıkları için, emrin muhatabı olmazlar. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Üç kişiden kalem kaldırılmıştır: erginlik çağına ulaşıncaya kadar çocuktan, aklı yerine gelinceye kadar akıl hastasından, uyanıncaya kadar uyuyandan." (S. İbn-i Mâce, Talak, 15)




Bununla birlikte Hanefî, Şafiî ve Hanbelîler'e göre; yedi yaşına girmiş olup oruca gücü yetecek durumdaki mümeyyiz kız ve erkek çocuklarına velîlerin, oruç tutmalarını emretmesi gerekir. Bunların tutacakları oruç, kıldıkları namaz gibi sahihtir. Bundan maksat, çocukları oruca alıştırmaktır. Ancak oruç tutmak zor bir ibâdet olduğu için, çocuğun buna güç yetirecek durumda bulunması gerekir. Malikîler'e göre ise, oruç namazdan farklıdır; çocuk, ancak erginlik çağına ulaşınca bu ibâdetle mükellef tutulur.

3. Oruç tutmaya gücü yetmek ve mukîm olmak.
Hasta ve yolculara oruç tutmak farz değildir. Ancak oruç tutarlarsa oruçları sahihtir. Eğer tutmazlarsa, tutamadıkları günleri kaza ederler.

Yaşlılık sebebiyle gücü yetmeyenlere oruç tutmak farz olmadığı gibi, hayız ve nifas hâlindeki kadınlara, yine kendisi veya çocuğu zarar görecek durumdaki hâmile veya emzikli kadınlara da farz değildir. Yaşlılar oruç yerine fidye verir, diğerleri de kaza ederler.


ORUCUN SIHHATİNİN ŞARTLARI NELERDİR?
Tutulan orucun sahih (geçerli-makbul) olması için, şu üç şartın bulunması gerekir:
1. Oruç tutacak olan kimse, şayet kadınsa, hayız ve nifas hâlinde bulunmamak.
2. Oruca niyet etmek. Her ibâdet için olduğu gibi, oruca da kalben niyet edilir. Bir kimse geceden yarının orucunu tutacağını kalbinden geçirirse veya sahura kalkarsa, bu niyet sayılır. Ramazan orucuna, akşam güneşin batışından, ertesi günü, gündüzün yarısından öncesine kadar niyet edilebilir.
3- Orucu bozan hallerden uzak bulunmak.



ORUÇ, KAZA VE KEFFÂRET

Soru: Ramazan günü, niyet ettiği halele orucunu bozan kimseye; o gün oruç tutmamasını mubah kılacak bir hâl arız olsa, kaza mı yoksa hem kaza hem keffâret mi lâzım gelir?

Cevap: Sadece güne gün olarak kaza etmesi lâzımdır, keffâret gerekmez. Meselâ sağlıklı bulunan bir kimse, Ramazân-ı şerifte oruca niyet etmiş iken gündüzün orucunu bozsa da aynı günde bayılsa veya kadın âdet görmeye başlasa, yahut oruç tutamayacak bir hâlde hastalansa, üzerine yalnız kaza lâzım gelir, keffâret gerekmez. Çünkü bunların hepsi de semavî birer özürdür, Allah'tan olan şeylerdir.

Fakat böyle bir kimse, yani Ramazân-ı şerifte oruca niyet etmiş iken gündüzün orucunu bozan bir insan, kendisini yaralayıp da oruç tutamaz hâle gelse, hem kaza hem de keffâret lâzım gelir. Zira bu hâle kendisi sebebiyet vermiştir. Yine bunun gibi, orucu açtıktan sonra tav'an veya kerhen (isteyerek veya istemeyerek, yani kendi isteğiyle ya da herhangi bir mecburiyetten dolayı) sefere çıksa, hem kaza hem de keffâret gerekir. Çünkü yolculuk, semavî bir özür değildir. Sefere çıktıktan sonra orucu bozmak ise, yalnız kazayı îcap ettirir, zira o gün esasen oruç tutmakla mükellef olmaz.



ORUÇ TUTAMAYAN İHTİYAR NE YAPAR?


Oruç tutmaya gücü yetmeyen, kendisine fıkıh kitaplarında "şeyh-i fâni" denilen çok yaşlı kimse ne yapmalıdır?

Bu durumdaki bir mü'min, oruç tutmamaları mubah olan özürlüler arasında sayılır. Zira ölünceye kadar vücuduna eksiklik gelmekte olup, tekrar kuvvet bulması âdeta mümkün görülmemektedir.

Böyle bir Müslüman'ın, her Ramazan gününün orucuna bedel olarak bir fidye vermesi îcap eder.
Bu fidye, Ramazân-ı şerifin başlarında verilebileceği gibi, sonra da verilebilir; ayrıca fidye verilecek fakirlerin, birden fazla olması da şart değildir. O bakımdan 30 günün fidyesi, müteaddit fakirlere verilebileceği gibi, bir fakire bir defada da verilebilir. Hattâ İmam Ebû Yûsuf rahımehüllâha göre, bir günün fidyesi birkaç fakire de dağıtılabilir. Fidyede böyle temlik (mülk olarak verme, sahip kılma) caiz olduğu gibi, ibâha (mubah kılma) usûlü de caizdir. Yani her günün orucuna bedel, bir fakire sabah-akşam doyacak kadar yemek yedirilmesi... Veya 30 talebenin sahurda ve iftarda doyurulması... Yahut da 60 talebeye bîr öğün iftar verilmesi de yeterlidir.

Kendisini şeyh-i fâni zannedip fidye vermiş olan bir mü'min, daha sonra oruç tutabilecek hâle geldiği takdirde, verdiği fidyenin hükmü kalmaz; geçmiş günleri kaza etmesi lâzımdır.


ORUÇTA SABRIN TAMAMI VARDIR
Sabır üç kısımdır:
1. Allah'a itaat hususunda sabır,
2. Allah'ın haram kıldığı şeyleri yapmamak için sabır,
3. Belâ ve musibetlere karşı sabır...

Bütün ibâdetlerde sabrın bu üç kısmından birisi vardır. Ancak oruçta sabır, diğer ibâdetlerden farklıdır. Onda bu üç kısım sabrın tamamı mevcuttur. Şöyle ki:
* İbâdet üzerine sabretmek vardır.
* Allah'ın haram kıldığı şeylere karşı sabır vardır.
* Açlık ıztırâbı, susuzluk harareti ve bunların neticesi olarak da beden za'fiyeti üzerine sabır vardır.
Velhâsıl oruçlu, bütün bunları Allah rızâsı için yapar.

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.