Hot!

Simyâ ve Kimyâ

Simyâ ve Kimyâ
Topraktan gümüş ve altın yapmayı gâye edinen bir büyü çeşidi. İbrânice’de “sim ye” şeklinde ve Allah’ın ismi mânâsında olan bu kelime, Arapça’ya simyâ olarak geçmiş olup, sihir ve büyücülükle uğraşanların ilmine denir. Sihir yapanların, yâni büyücülerin kullandığı terkipleri, maddeleri, yağları ve sıvıları bildiren bir ilim dalıdır. Simyâ ilmiyle uğraşanların sihri, bugünkü hipnotizma gibidir. İbn-i Haldun, kitabında simyânın sihrin üçüncü sınıfı olduğunu söyler. Simyâcılar, harflerin gizli kuvvetlerinin olduğunu bildirirler. Bir varlığın özünü anlamak için bâzı harf ve sayıları bilmek gerektiğini savunurlar.

Ortaçağlarda hurûfilik vs. gibi bâzı bozuk îtikâtlı gruplar, simyâ ile uğraşmışlardır. Bu ilimden, yâni hipnotizmadan faydalanarak kendilerini evliyâ gibi gösterip, temiz Müslümanları, içine çekmeye ve maksatları uğrunda kullanmaya çalışmışlardır. Ancak hakîkî İslâm âlimleri bunların bozukluklarını ortaya koyduklarından taraftarları pek fazla olmamıştır.


Kimyâ ilmi ile simyâ ilmi, bilgisi az olanlar ve maksatlı kimseler tarafından çok defâ birbirine karıştırılmaktadır. Halbuki kimyâ ilmi simya ilminden çok farklıdır. İslâm dünyâsında birçok büyük kimyâger yetişmiş ve kimyâ ilmine âit kıymetli eserler yazılmıştır. Batıdaki kimyâ bilginleri asırlar boyunca bu eserleri okuyarak yetişmişlerdir. Ancak misyoner zihniyetiyle yazılan batı menşeli bâzı eserlerde hem Hıristiyanlığın propagandasını yapmak, hem de batı gençliğinin Müslümanları ve İslâmiyeti tanıyıp öğrenmelerine mâni olmak için Müslüman kimyâcılar, simyâcı olarak tanıtılmaktadır. Müslüman kimyâcıların kitaplarını, okuyan batılı fen bilginleriyse, hakîkatı görmekte ve eserlerinde yazmaktadırlar. Meselâ İbn-i Hayyan (Paris 1928) adlı yayınında, Müslüman fen âlimlerinden Câbir’in, 8. yüzyılda yaşadığını, İmâm-ı Câfer-i Sâdık’ın talebesi olduğunu, modern kimyânın kurucularından sayılmasının gerektiğini, kendisinin Boyle ve Lavoisier ile kıyaslanabilecek değerde bulunduğunu belirtmektedir. Kimyâ kelimesinin aslı İbrânice olup, “Kim ye” şeklindedir. Allah’tan bir âyet mânâsındadır. İslâm âlimleri kimyâyı “Mâden cevherlerinin özelliklerini, yapılarını değiştirip, yeni ve başka bir özellik yapma yollarını anlatan ilim” şeklinde târif etmişlerdir.

İmâm Fahreddîn-i Râzi, kimyâ ilminin mümkün olduğunu Mebâhis-i Maşrıkıyye ve Mulahhas adlı kitaplarda ispatlamıştır. Bu kitaplarında Fahreddîn-i Râzi “Mâden filizlerinin hepsinin arasında, bir cinsten (atomlardan teşekkül etme bakımından) bir çeşit ortaklık vardır. Birinden diğerine (bir bileşikten diğer bir bileşiğe) geçmek mümkündür. Tabiatlarında imkânsız ve olmaz diye bir şey yoktur.” demektedir.

Câbir, maddelerin transmutasyonuna inanıyor ve bir cismi kendisini ihtivâ etmeyen bir başka cisimden elde etmek mümkün değildir, diyordu. Kitaplarında kavurmadan, sublimleştirmeden, aktarmadan, eritme ve damıtma vb. metodlardan bahsetmektedir. Ayrıca transmutasyon veya bâzı reaksiyonlar için etken (katalizör) olarak tuzlardan, şaplardan, asitlerden, camdan, borakstan, kuvvetli sirkeden ve ateşten istifâde etmek hakkında, doğru ve ciddi bilgiler yazmaktadır. 866 yılında doğan Türk Dr. Ebû Bekr Râzi, İslâmın yetiştirdiği büyük kimyâcılardan biridir. Batıda Rhazes ismiyle bilinen Râzi’nin Kitabü’l Medhal et-Tâlim (İlme Giriş Kitabı), Kitabü’ş-Şevâhid (Şâhitler Kitabı), Kitabü’l Esrâr (Sırlar Kitabı) ve Kitâbü’s-Sırr el-Esrâr (Sırların Sırrı Kitabı) gibi kimyâ kitapları vardır. Kimyâyı tıbba uygulamış ve Câbir’den üstâdım(hocam) diyerek bahseder.

0 yorum:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.